DÜŞÜK SÜRECİ, TRAVMA, TERAPİ VE EMDR YÖNTEMİ ÜZERİNE BİR YAZI

Selamlar dostlar. Uzuuuuun bir aradan sonra nihayet yazma gücü ve isteği buldum kendimde. Süreç biraz ağır olunca atlatması da zor oldu maalesef, hatta tamamen iyileştim mi onu bile bilmiyorum. Neyse hadi başlayalım bakalım. Neler dökülecek ortaya..

En son yazıda söylemiştim. Bir bebek kaybettik. Yaklaşık iki aylıkken kalbi durdu ve kürtaj yapılarak alınmak zorunda kaldı. İkinci çocuğum olması ve ilk çocuğumun sağlıkla dünyaya gelmesi dolayısıyla bu hamileliğimde de bir sorun olmayacağı rahatlığı vardı açıkçası üzerimde. Ama olmadı ve bir anda gitti.

Bu gidiş beni derinden sarstı. Açıkçası altından kalkamadım ve sanırım Allah beni, eşimin dualarıyla ve kalbinin temizliğiyle kurtardı diyebilirim. Bu süreçte ilk başta yaşadığım acının tesiriyle olduğunu düşündüğüm saçma hareketler, düşünceler v.s gibi şeyler yaparken sonra baktım ki herkesten uzaklaşmaya, kendimi ifade edememeye ve kimsenin beni anlamadığını düşünerek çevremdekilerden nefret etmeye başladım. Ve tabi ki en çok eşim etkilendi bu durumdan, sonra ailem ve çevremdekiler. Beni tanıyan herkes sen böyle değildin, anlat derdini demeye başladı ama ben derdimi anlatmaktan geçtim, konuşmayı bile unutmuş gibiydim.

İyi gelir umuduyla memlekete gittim. Dışarı çıktım ama olmadı. Artık eşim de yavaş yavaş yorulmaya başlamıştı galiba. Gerçi o an bunu hiç önemsemedim ve hatta çok sonra farkına vardım. Çünkü o zamanlarda gerçekten doğru düşünemiyordum. Herkesten uzaklaşmak ve kendi başıma kalmak istiyordum. Ve sonra bir gün Allah bir vesile gönderdi…

O zaman bir kreşte çalışıyordum ve müdiremiz bana mutlaka kreşin pedagogluğunu yapan psikologla görüşmemi söyledi. Tabi ben yine aynı umutsuzlukla, sadece görüşmüş olmak için gittim. Nerden bilirdim derdimin dermanını bulacağını. Benimle kısa bir görüşmeden sonra. bu düşük olayının bende travmaya sebep olduğunu ve emdr (uzun adını bilmiyorum) terapisi uygulayacağını söyledi..

[bu arada travmayla ilgili bildiğim kadarıyla şeyleri paylaşmak isterim. Şu an herkesin ağzında sakız ettiği gibi basit birşey değildir bu durum. sağ ve sol beyin arasında elektriksel bağlantıları bozan, doğru düşünmeyi, konuşma yeteneğini yada farklı şeyleri etkileyen (bozan) çok ciddi bir rahatsızlıktır. Allah korusun daha ciddi şeylere de sebep olur ki bu yüzden tedavi edilmesi bence şarttır.]

Birbirimizi daha önceden tanıdığımız ve güven ilişkisi olduğu için o gün bana bir seans uyguladı ve seans sonrası ağlayarak eşimi arayıp, onunla konuşmak istedim aylar sonra. Kendimin adını bile bilmediği, konuşamadığım herşeyin başlangıcını, ağlamaktan fırsat kaldıkça anlattım.. Daha sonra terapiye devam ettim ve kesinlikle çok çok faydasını gördüm. Yuvamızdaki huzur tekrar geri geldi. Eşimle herşey yoluna girdi ve en güzeli ben tekrar konuşmaya başladım. Önce hiç konuşmuyor değildim elbette ama kafamdaki şeyleri söyleyemiyordum. Terapinin zaten en büyük faydası bu. Yani size mucize sunmuyor. Sizin beyninizde bozulan elektriği düzene sokup gönderiyor ve zaten sonra siz kolaylıkla işleri halledebiliyorsunuz.

Bu arada sevgili beyler( burda düşüğe bağlı olduğu için diyorum) . İyi günde kötü günde diye çıktığınız bu yolda böyle zor zamanlarda eşinize anlayış gösterin. Eminim sizi çok zorlayacaktır, hatta belki onun sizi sevmediğini düşünebilirsiniz. Ama inanın öyle değil. Onu ne yaptığını bilmeyen bir hasta olarak düşünün ki zaten öyle, anlamasanız bile sabır gösterin ve yönlendirin. Böyle bir konuda tedavi olmak en az bir kırık tedavisi kadar önemli ve acil . O yüzden bundan çekinmeyin ve tedaviye yönlendirin. Bunun inançla yada başka birşeyle ilgisi olmadığını da bilin. Bende biliyordum Allah yarattı ve o aldı yapacak birşey yok ama bu durumun bunu bilmekle inanmakla alakası yok.

Umarım bu durumları yaşamazsınız. Ama yaşamak zorunda kaldıysanız çare aramak ve sabırlı olmak zorundayız. Hoşçakalın

BEBEĞİM GİTTİ…

Yaşaması zor olan şeylerin yazması ne kadar kolay olur bilmiyorum.. Ama benim terapim de yazmak galiba. O yüzden yazmalıyım. Kimse okumasa bile ben bir yerlere haykırmalıyım içimdeki acıyı.

Yaklaşık bir ay kadar önce hamile olduğumu öğrendim. İstenen(planlanan) bir hamilelik olması dolayısıyla çok mutlu olduk. Gerçi bir bebeğin istenmemesi durumunu da pek aklım almaz zaten. Sonra beklemeye koyulduk. Yeterince büyüyüp kalp atışını duymak için uygun zamanın gelmesini bekledik. Ta ki bir kaç gün öncesine kadar. Bazı olmaması gereken belirtiler görünce doktora gittik ve maalesef o kalp atışını hiç duyamayacağımızı öğrendik.

Doktor bize kalbinin durduğunu ve düşük yaptığımı söyledi. Muhtemelen 7. haftada kalbinin durduğunu öğrendik ertesi gün gittiğimiz doktordan. Ben 8. haftayı geçmiştim ve bebeğin gelişimine göre bir hafta kadar olmuş dedi. Sonra beklememiz için bizi eve gönderdi. Hala bekliyorum. Bu yazıyı yazarken kalbi duran bir bebeğim var hala karnımda. (delirmek için güzel sebep). Eğer 3 gün içinde kendiliğinden gitmezse kürtaj yapılarak alınacak. … Buraya kadar fiziksel olaylar. peki ya ruhum….

İçimde bir ruh vardı. Benim bedenimde nefes alan. sadece benim hissettiğim ve o ruh gitti ya sanki benimde ruhumdan bir parça götürdü. Bu öyle bir parça ki acısını tarif edemem. Buna acı bile denemez belki de, daha farklı bir adı olmalı ama ben bilmiyorum..

Eskiden böyle birşey duyduğumda onu teselli ettiğimi sanırdım. Oysa öğrendim ki böyle bir durumda başkalarının daha büyük olduğunu düşündüğünüz acılarını anlatmak hiç bir işe yaramıyormuş. Gerçi ne işe yarıyor onu da bilmiyorum. Belki de hiçbirşey yok bu acıyı azaltan.

Anne kendi kalbinde kazdığı mezarlığa içine ağlaya ağlaya gömüyor bebeğini. Kimse görmese de hep kalbindeki mezarı ziyaret edecek gizli gizli.Öbür çocuğunu öperken dudakları yanacak . Onu öpmeyi, emzirmeyi, koynunda uyutmayı hayal edecek. Her hayal ettiğinde yine gizli gizli içine içine ağlayacak anne. Sadece anne bilecek bunları , sadece o hissedecek. Dışardakiler kendi içine kapandı derken belki de ben içimdeki mezarın başında ağlıyor olacağım. göğsüm ağrıdığında ona emziremediğim sütlerim ağlıyor diyeceğim. Karnım ağrıyınca onun boşluğu üşüyor diyeceğim.

Boğazıma düğümlenen kelimeleri yazamam. Üstüme çöken karanlığı, ağırlığı anlatacak kadar büyük sözler icat edilmedi henüz. İçimden parça parça şeyler dökülürken bebeğimin parçaları geliyor diye alevlenen kalbimi söyleyebilirim sadece. Annelik yangın yerinde olmak gibiymiş bilirdim de, içine düşen cana annelik yapamamak ne kadar acıymış onu da öğrendim… Hoşçakalın

Evlat kokusu

Sevdiginin kokusuyla uyumak guzel olabilir ama evlat kokusu duyarak uyumak paha biçilemez… Ben hep bir erkek evladım olsun isterdim. Tek kızdım ben 3 tane abiden sonra doğan… Onlar daha sansliymis gibi hissederdim hep.. En azından birbirleriyle konusabiliyorlardi… Bense hep tek başıma kimseyle konuşamayan ,dertlesemeyen biri oldum.. annemle zaten kuşak farkımız öyle fazlaydı ki nerdeyse iş dışında bana bir genç kızın ne yapması yada yapmaması gerektiğini yada başıma birsey geldiğinde nasıl tepki vermem gerektiğini hiç öğretmedi.. eee bunu öğretecek bir abla da olmayınca ben hep kendim öğrenmek zorunda kaldım.. Sonra büyük yengem girdi ailemize O’ nu abla gibi sevdim.. Allah’tan da çok iyi bir insan çıktı da ondan çok şey öğrendim… Hakkını nasıl öderim bilmiyorum… Sonuç olarak pek mutlu olmayan ve hatta yalnız büyümek zorunda olduğu için de biraz mutsuz bir kız çocuğuydum ben… O yüzdendir belki de erkek evlat istemem… Çok şükür ki Rabbim nasip etti… Şimdi ona her bakışımda içim titrerken, büyümesini seyrederken herşeyi doğru yapmaya, doğru davranmaya çalışıyorum ve inşallah oğlumun bir kızkardeşi olursa onunla sohbet edebilecek kadar yakın olsunlar istiyorum… Hayırlı geceler

Bebek Mucizesi

Herkes farklı farklı ama özde çok güzel ve muhteşem bir şey olduğunu söyler anneliğin. Evet gerçekten de ilk karnımıza düştüğü andan itibaren her şey değişir, yenilenir, güzelleşir. Öyle zor bir süreçtir ki bir taraftan çok yorar ama mükafatı da bir o kadar çoktur. çünkü cennettir.. Bir kadın doğum yapınca bütün günahları silinir. tertemiz olur…

Misafiriz bu hayatta hepimiz malum ve illa ki kaçınılmaz son gelecek bir gün. Düşünsenize o gün gelmeden yenilenme şansınız var ve bu sadece bir kere olan bir şey değil. Aslında ne büyük bir nimet görebilene…bu şansı güzel değerlendirenlerden olmak dileğim benim de.

Gerçekten kadın olmak ve anne olmak dünyanın en benzersiz duygusu. Cennet vaad edilmemiş olsa bile her kadın anne olmayı ister. çünkü insan fıtratı gereği bağlanmak ister. Önce annesine babasına bağlanır sonra eşine ve en çokta çocuğuna çünkü ona en çok bağlı olan tek varlık bebeğidir.. onun karnında onun kanıyla beslenir ve sonra da sütüyle.  başka kim bu kadar yakın olabilir ki ona.

Bebek yoğrulmamış bir hamur gibidir annenin ellerinde en başta. Onu ne kadar sevgiyle yoğurursa o kadar sevgi dolu bir insan ortaya çıkarmış olur. ve bu kadar yorucu bir işi bu kadar sevgiyle yapması için bağlanmaya ihtiyacı vardır bebeğine… Ve Rabbim her şeyi kusursuz yarattığı gibi bunu da kusursuz yaratıp anne olan kişiyi bebeğine bağlar, hem kalben hem bedenen. Böylece dünyaya gelen o savunmasız yavru annenin koruması ve sevgisiyle büyür..

Annelik olunca konu ben biraz dağılıyorum.kusura bakmayın. bu yazı da böyle biraz dağınık oldu.. Allaha emanet olun. hoşçakalın

 

Rotavirus (ishal aşısı) yapilmali mi?

Merhaba… Bu aralar bol bol bebek salladığım için yazı yazmaya da fırsat kalıyor.. Ben internetten çok şey öğrendim bu yüzden de bende bildiklerimi paylasayim ki bir kişi bile faydalansa kârdır diye düşünüyorum…

Bebeğim artık 3 ayı doldurmak üzere ve hemşiremiz geçen ay bize rotavirus aşısını yaptırmak isteyip istemediğimiz sordu. Aşılarla ilgili fazla şaibeli durumlar mevcut olduğu için tedirgin yaklaştık tabi. Ancak hemsiremizin kendi çocuğuna yaptırmış olması ve öğrendiklerimden sonra  yaptırmaya karar verdik…

Bu ishal cinsi küçük bebekleri çok fazla etkileyip ölümlerine bile sebep olabilecek kadar ağır olabiliyormuş (,Allah korusun).. Üstelik bir ilacı da yok. Sadece hastaneye gidip serum taktirabilirmissiniz… İnsan çocuğu söz konusu olduğunda en ufak ağlamasına bile  dayanamıyor. Dolayısıyla çocuğunun hastaneye yatacak kadar hasta olması bir anne için çok acı. Önceden de önlem alınabiliyorken hem kendimize hem bebeğimize sıkıntı yaşatmanın gereği yok diye düşünüyorum…

Yalnız bu aşı ücretli ve düşük gelirli bir aile için belki biraz sıkıntı olabilir. Ancak çocuğunuz hasta olduğunda çekeceği acı ve masraflar yanında hiç kalır diye düşünüyorum.. Rabbim herkesin evladına sağlık versin.. Hayırla kalın..

Yeni Anne

Uzuuun bir aradan sonra yeniden yazmaya nihayet fırsat buldum. Aslında şu an ayağımda üç aylık bebeğimi sallarken bir taraftan da rezene ve anason karışımı bitki çayımı içiyorum ve bir taraftan da yazmaya çalışıyorum. Artık eskisi gibi oturup bilgisayar başında yazabilmem mümkün olmuyor…

Çok şey biriktirdim aslında ama nerden başlasam bilmiyorum.. En iyisi hayatımın en güzel gününden doğumdan baslayayim..

17 ekim günü sabah sekizde hastaneye yatıp akşam saat dörde kadar suni sanci alıp,oğlumun büyük olması ve boynunda kordon dolandığı için aşağı inmemesi sonucu sezeryan doğuma alındım.. Belden uyusturulma isteyip oğlumun ilk anlarına şahit oldum..ve tek kelimeyle muhteşemdi o ilk an.. Tarif edilemez kadar güzeldi..

Sonra hastane sureci, ilk emzirme falan derken eve geldik.. En zoru sanırım ilk haftaydi. Göğüslerim çatlamış ve her emzirme de tarifsiz acılar cekiyorken sutum gelsin diye yarım saatte bir emziriyordum aglaya aglaya.. O kadar kısa aralıklarla emzirince uyku da tabi ki kesik kesik oluyor.. Bir taraftan da çok fazla kaburgalarim agriyordu. Bu kadar ağrının yanında sezeryan kesigimi hissetmiyordum bile..

Ve lohusalik durumu.. Sanırım en kolay atlatanlardan biriyim eşim sayesinde… İnsan o durumdayken anlaşılmak istiyor. Yardımcı olunmak, sevilmek ve emzirmedigi surelerde babası bebekle ilgilensin istiyor ki birlikte kararlaştırıp çıktıkları bu yolda yalnız olmadığını bilsin. Aile içindeki sevginin ve saygının hem artabileceği ya da kadının bir ömür boyu unutamayacağı kadar sıkıntı çektiği bir dönem olabilir bu dönem eğer eşler yardımcı olmazsa.. Ve en kötüsü de kadının artık yalnız olduğunu ve bebeğin sadece ona yük olacağı duygusunun hakim olmasıdır… Sevgili beyler lütfen bu dönemde hayatinizda hiç olmadığı kadar anlayışlı olun. Çünkü karşınızdaki kişi hayatında hiç olmadığı kadar yorgun, ağrılı, kilolu ve sorumluluk sahibi….

Bu süreç daha atlatilamadan bu sefer bebeğin gaz sancıları için arayış içine giriliyor. Bir sürü gaz ilacı ve bitkisel ürünler alıp firsat buldukça bunları deniyorsunuz ve gerçekten gaz sancısı çok kötü birşey umarım  sizin çocuğunuz da olmaz.. Sonra bunlara da yavaş yavaş alışıp öğrenince daha güzel günler geliyor.. Bebeginiz artık size gülümsüyor ve bu sizin mutluluktan gozyasinizin akmasına  sebep oluyor.. Hayatinizda hiç tatmadiginiz bir güzelliği tadiyorsunuz ve artık daha uzun sureler uyuyup dinlendiginiz için de mutlusunuz…

Bebeğiniz yaklaşık üc aylık olunca artık oynamak istiyor ve sizi keşfetmek onun en keyif aldığı şey.. Dokunuyor herşeye, ellerini sürekli ağzına götürüyor, uykusu gelene kadar uyumuyor ne kadar ugrassaniz da:)

Aslında daha cooook şeyler var ancak bebis uyumusken koştur koştur yemek hazırlama zamanı.. Şimdilik hoşçakalın…