Bir Haftalık Şeker Orucu Listesi

Sabah (Kahvaltı)Ara ÖğünAkşam Yemeği
1.Gün2 Yumurta, Beyaz Peynir, Domates, Salatalık, Ceviz, Maydanoz, Kuru Kayısı, ZeytinElma, veya HavuçKuru Fasulye veya Nohut (etli veya etsiz), Cacık (ev yoğurduyla), Soğan
2.Gün2 Yumurta, Beyaz Peynir, Zeytin, Çiğ Badem, Yeşillik, ÜzümPortakal veya ÇilekFırında sebze yemeği (patatessiz), Yoğurtlu Kereviz Salatası
3.GünSüt yada Yoğurt içine sade Yulaf ve Meyve parçacıkları, Hurma, Peynir, Zeytin, YeşillikMuz veya bir tatlı kaşığı BalTavuk, Çorba, Yeşillik Salatası
4.GünHurma, Kaymak, Yumurta, Zeytin, Peynir, Domates, Salatalık, Kuru ÜzümArmut veya ÜzümYeşil Fasulye, Turşu, Bulgur Pilavı, Sarımsaklı Yoğurt
5.GünMenemen, Zeytin, Peynir, Kuru Kayısı, Badem, Havuç salatasıAnanas veya KiviEtli yemek, Salata, Çorba
6.GünYumurta, Beyaz Peynir, Zeytin, Sade Tahin yada Susam ezmesi, FındıkŞeftali veya NarKarnıyarık, Yoğurt
7.GünÇorbaMandalina veya Kurutulmuş MeyveBulgurlu Ispanak yemeği, Ev Yoğurdu
Bu sadece örnek liste. ŞEKER ORUCU NEDİR. NASIL YAPILIR. NELER YENİR. NELER YENMEZ. Bu yazımdaki yenmeyecek olanlar haricinde ne varsa kendiniz planlayarak öğünlerinizi oluşturabilirsiniz.
Her şeyden istediğiniz kadar yiyebilir yada yemeyebilirsiniz.
Ara Öğünü istediğiniz saatte yapabilirsiniz yada hiç yapmayabilirsiniz. Bütün Hafta tek bir çeşit meyve yiyebilirsiniz. (Ne seviyorsanız)
Bütün kuruyemişler kavrulmamış ve taze olmalı.
Yoğurtlar ev yoğurdu olmalı.
Akşam çayın yanında bir şeyler yemek isteyen kuruyemiş ve çiğ olmak şartıyla kabak çekirdeği veya çekirdek yiyebilir.
Sabah aç karnına en az bir bardak su içilmeli. Gün içinde de içtiğimiz su miktarını arttırmalıyız.

ŞEKER ORUCU NEDİR. NASIL YAPILIR. NELER YENİR. NELER YENMEZ.

Merhabalar. yazı yazmaya değil, yemek yemeye bile fırsat bulamadığım bu zamanda nihayet bir yazı için bilgisayar başına oturabildiğim için çok mutluyum. Neyse sadede geleyim. İnstagram hesabımı takip edenler biliyor. bir süredir şeker orucu yapıyorum ve bunu paylaşmaya çalışıyorum. Aslında şeker orucunu bu ilk yapışım değil. Daha önceki doğumumdan sonra da yine doğum kilolarımı vermek için yapmıştım ve yaklaşık 18 kilo vermiştim. Şimdi tekrar yapmaya başlayınca da yazayım belki yapmak isteyen olur diye niyetlenip başladım bakalım…

ŞEKER ORUCU NEDİR: Şeker orucu özünde insanın şekerini hızlı yükselten ve hızlı düşüren gıdaların tüketimini bırakarak sağlıklı olmayı ve kilo vermeyi sağlayan bir yöntem. Yani bizim yediğimiz işlenmiş şekerler, katkılı maddeler ve nişastalı gıdalar şekeri hızlı yükseltiyor. Hızlı yükselen şekerimiz bir kaç saat içinde hızlıca düşmeye başlıyor ve beyne acıkma uyarısı göndererek aslında ihtiyacımız olmadığı halde bizi tekrar yemeye yönlendiriyor. Ve tabi ki kaçınılmaz son olarak kilo alma ve kilonun ve sağlıksız gıdaların getirdiği sağlık problemleri…Kısaca açıkladıktan sonra nasıl yapılır madde madde açıklamak istiyorum.

NASIL YAPILIR; 1)Öncelikle şeker orucuna niyet edilir. Yani diyeceğiz ki niyet ettim ( sağlıklı olmak için, kilo vermek için, şekerden arınmak için v.b.) şeker orucu yapmaya. Bu niyetle beynimize yapmak istediğimiz şeyin bilgisini verip onun bedeninizi hazırlamasını sağlıyoruz

2)BU konuda kesin kararı verdiğiniz andan itibaren elimizin altındaki sağlıksız, işlenmiş gıdaları uzaklaştırıp yerine sağlıklı şeylerle dolduruyoruz.

3)İlk günlerde elinizin altında sürekli ağzınıza atabileceğiniz sağlıklı atıştırmalıklar olsun. Özellikle çalışanlar. Kavrulmamış ve mümkünse taze kuruyemişler( ceviz, badem, fıstık,fındık, kuru kayısı, kuru incir,kuru üzüm, hurma v.b), ve meyveler(elma,armut,kivi,portakal, muz,üzüm,incir,nar, v.b.) hep elinizin altında olsun. Acıkma hissettiğiniz an bunlardan yiyin. İlk başlarda bol bol yiyin. Sonra ki dönemlerde zaten canınız bile çekmeyecek ve ihtiyç hissetmeyeceksiniz.

4) Kahvaltı olmazsa olmaz öğün ve bol bol yiyoruz kahvaltıda. yumurta, peynir, zeytin, bol bol domates, salatalık, havuç, istediğimiz kadar yeşillik(maydanoz, dereotu, marul, yeşil soğan ne seviyorsak) . menemen, taze sıkılmış meyve suları, meyve, kuruyemişler. Bol bol yiyin ki gün içinde enerjiniz düşmesin. Ve sizi akşama kadar tutsun. Çünkü bu oruçta iki öğün yemek daha iyi…

5) kesinlikle işlenmiş olan bütün gıdaları tüketmeyi bırakıyoruz. Neredeyse paketli olan her şey işlenmiş şeker içerdiği için almıyoruz ve yemiyoruz. Buna bitter çikolata ve ekmek de dahil… Benim şeker orucumda hiç ekmek yok çünkü bütün ekmeklerin yapıldığı unlar işlenirken içine katkı maddeleri koyuluyor ve bu da onları sağlıksız hale getiriyor.

6)Kendimize özel tabak hazırlıyoruz. Bu porsiyon kontrolü sağlar. Önce gözümüz doyacağı için bizde çabuk doyarız…

7) bütün yediğimiz şeyleri uzun uzun çiğneyerek yiyoruz. az çiğnemek daha fazla yemeye, daha fazla kiloya ve yediğimiz gıdalar iyi öğütülmediği için mideye zarar veriyor..

8) en az 21 gün bu diyete devam etmek gerekli. sonra zaten hiç şeker istemeyecek canınız bu yüzden çok daha kolay olacak ve bir süre sonra da iştahınız kesilecek. çünkü gerçek şeyler yediğiniz için herşeyin gerçek tadını alacak ve şekeriniz dengelendiği için sadece gerçekten acıkınca canınız yemek isteyecek.

…Burda daha çok ayrıntı var. Ama yazı çok uzun olacak. o yüzden birazda instagramda aklıma geldikçe eklerim.

NELER YENİR; Her türlü kavrulmamış kuruyemiş, meyve, sebze, nohut, kuru fasulye, bulgur, yulaf, buğday, mercimek ,et ve türevleri, balık tavuk, süt ürünleri, yoğurt, peynir,tereyağı,kefir, şekersiz olmak kaydıyla çay, kahve veya meyve suları(taze), zeytin, zeytinyağı. sebze yemekleri,içinde un olmayan her türlü çorba, hurma, doğal olması şartıyla bal.,… şimdilik aklıma gelenler. yarın inşallah örnek bir liste de yayınlayacağım.

NELER YENMEZ:bütün paketli gıdalar. pirinç, patates, ekmek ve türevleri,çikolata, hazır meyve suları,cipsler, sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri,enerji içecekleri,.v.b.

NOT:sabah aç karnına su içmek ve gün içinde içtiğimiz su miktarını artırmak bu diyete bağlı olmaksızın önemli ve yapılması gerekendir.

NOT2) bu diyet doğum yapan, emziren, ya da herhangi bir hastalığı olanlar için de uygun. çünkü aç kalmıyoruz sadece yediklerimizi sağlıklı şeylerle değiştiriyoruz…Ancak Çok önceden de ya da şimdi de doğum yaptıysanız ne kadar diyet yaparsanız yapın spor yapmadan karındaki toparlanma o kadar iyi olmuyor. yani spor şart ve karın kaslarını çalıştıran sporlar olmalı:)

şimdilik hoşçakalın. unutttuğum birşey varsa hakkınızı helal edin.

DÜŞÜK SÜRECİ, TRAVMA, TERAPİ VE EMDR YÖNTEMİ ÜZERİNE BİR YAZI

Selamlar dostlar. Uzuuuuun bir aradan sonra nihayet yazma gücü ve isteği buldum kendimde. Süreç biraz ağır olunca atlatması da zor oldu maalesef, hatta tamamen iyileştim mi onu bile bilmiyorum. Neyse hadi başlayalım bakalım. Neler dökülecek ortaya..

En son yazıda söylemiştim. Bir bebek kaybettik. Yaklaşık iki aylıkken kalbi durdu ve kürtaj yapılarak alınmak zorunda kaldı. İkinci çocuğum olması ve ilk çocuğumun sağlıkla dünyaya gelmesi dolayısıyla bu hamileliğimde de bir sorun olmayacağı rahatlığı vardı açıkçası üzerimde. Ama olmadı ve bir anda gitti.

Bu gidiş beni derinden sarstı. Açıkçası altından kalkamadım ve sanırım Allah beni, eşimin dualarıyla ve kalbinin temizliğiyle kurtardı diyebilirim. Bu süreçte ilk başta yaşadığım acının tesiriyle olduğunu düşündüğüm saçma hareketler, düşünceler v.s gibi şeyler yaparken sonra baktım ki herkesten uzaklaşmaya, kendimi ifade edememeye ve kimsenin beni anlamadığını düşünerek çevremdekilerden nefret etmeye başladım. Ve tabi ki en çok eşim etkilendi bu durumdan, sonra ailem ve çevremdekiler. Beni tanıyan herkes sen böyle değildin, anlat derdini demeye başladı ama ben derdimi anlatmaktan geçtim, konuşmayı bile unutmuş gibiydim.

İyi gelir umuduyla memlekete gittim. Dışarı çıktım ama olmadı. Artık eşim de yavaş yavaş yorulmaya başlamıştı galiba. Gerçi o an bunu hiç önemsemedim ve hatta çok sonra farkına vardım. Çünkü o zamanlarda gerçekten doğru düşünemiyordum. Herkesten uzaklaşmak ve kendi başıma kalmak istiyordum. Ve sonra bir gün Allah bir vesile gönderdi…

O zaman bir kreşte çalışıyordum ve müdiremiz bana mutlaka kreşin pedagogluğunu yapan psikologla görüşmemi söyledi. Tabi ben yine aynı umutsuzlukla, sadece görüşmüş olmak için gittim. Nerden bilirdim derdimin dermanını bulacağını. Benimle kısa bir görüşmeden sonra. bu düşük olayının bende travmaya sebep olduğunu ve emdr (uzun adını bilmiyorum) terapisi uygulayacağını söyledi..

[bu arada travmayla ilgili bildiğim kadarıyla şeyleri paylaşmak isterim. Şu an herkesin ağzında sakız ettiği gibi basit birşey değildir bu durum. sağ ve sol beyin arasında elektriksel bağlantıları bozan, doğru düşünmeyi, konuşma yeteneğini yada farklı şeyleri etkileyen (bozan) çok ciddi bir rahatsızlıktır. Allah korusun daha ciddi şeylere de sebep olur ki bu yüzden tedavi edilmesi bence şarttır.]

Birbirimizi daha önceden tanıdığımız ve güven ilişkisi olduğu için o gün bana bir seans uyguladı ve seans sonrası ağlayarak eşimi arayıp, onunla konuşmak istedim aylar sonra. Kendimin adını bile bilmediği, konuşamadığım herşeyin başlangıcını, ağlamaktan fırsat kaldıkça anlattım.. Daha sonra terapiye devam ettim ve kesinlikle çok çok faydasını gördüm. Yuvamızdaki huzur tekrar geri geldi. Eşimle herşey yoluna girdi ve en güzeli ben tekrar konuşmaya başladım. Önce hiç konuşmuyor değildim elbette ama kafamdaki şeyleri söyleyemiyordum. Terapinin zaten en büyük faydası bu. Yani size mucize sunmuyor. Sizin beyninizde bozulan elektriği düzene sokup gönderiyor ve zaten sonra siz kolaylıkla işleri halledebiliyorsunuz.

Bu arada sevgili beyler( burda düşüğe bağlı olduğu için diyorum) . İyi günde kötü günde diye çıktığınız bu yolda böyle zor zamanlarda eşinize anlayış gösterin. Eminim sizi çok zorlayacaktır, hatta belki onun sizi sevmediğini düşünebilirsiniz. Ama inanın öyle değil. Onu ne yaptığını bilmeyen bir hasta olarak düşünün ki zaten öyle, anlamasanız bile sabır gösterin ve yönlendirin. Böyle bir konuda tedavi olmak en az bir kırık tedavisi kadar önemli ve acil . O yüzden bundan çekinmeyin ve tedaviye yönlendirin. Bunun inançla yada başka birşeyle ilgisi olmadığını da bilin. Bende biliyordum Allah yarattı ve o aldı yapacak birşey yok ama bu durumun bunu bilmekle inanmakla alakası yok.

Umarım bu durumları yaşamazsınız. Ama yaşamak zorunda kaldıysanız çare aramak ve sabırlı olmak zorundayız. Hoşçakalın

BEBEĞİM GİTTİ…

Yaşaması zor olan şeylerin yazması ne kadar kolay olur bilmiyorum.. Ama benim terapim de yazmak galiba. O yüzden yazmalıyım. Kimse okumasa bile ben bir yerlere haykırmalıyım içimdeki acıyı.

Yaklaşık bir ay kadar önce hamile olduğumu öğrendim. İstenen(planlanan) bir hamilelik olması dolayısıyla çok mutlu olduk. Gerçi bir bebeğin istenmemesi durumunu da pek aklım almaz zaten. Sonra beklemeye koyulduk. Yeterince büyüyüp kalp atışını duymak için uygun zamanın gelmesini bekledik. Ta ki bir kaç gün öncesine kadar. Bazı olmaması gereken belirtiler görünce doktora gittik ve maalesef o kalp atışını hiç duyamayacağımızı öğrendik.

Doktor bize kalbinin durduğunu ve düşük yaptığımı söyledi. Muhtemelen 7. haftada kalbinin durduğunu öğrendik ertesi gün gittiğimiz doktordan. Ben 8. haftayı geçmiştim ve bebeğin gelişimine göre bir hafta kadar olmuş dedi. Sonra beklememiz için bizi eve gönderdi. Hala bekliyorum. Bu yazıyı yazarken kalbi duran bir bebeğim var hala karnımda. (delirmek için güzel sebep). Eğer 3 gün içinde kendiliğinden gitmezse kürtaj yapılarak alınacak. … Buraya kadar fiziksel olaylar. peki ya ruhum….

İçimde bir ruh vardı. Benim bedenimde nefes alan. sadece benim hissettiğim ve o ruh gitti ya sanki benimde ruhumdan bir parça götürdü. Bu öyle bir parça ki acısını tarif edemem. Buna acı bile denemez belki de, daha farklı bir adı olmalı ama ben bilmiyorum..

Eskiden böyle birşey duyduğumda onu teselli ettiğimi sanırdım. Oysa öğrendim ki böyle bir durumda başkalarının daha büyük olduğunu düşündüğünüz acılarını anlatmak hiç bir işe yaramıyormuş. Gerçi ne işe yarıyor onu da bilmiyorum. Belki de hiçbirşey yok bu acıyı azaltan.

Anne kendi kalbinde kazdığı mezarlığa içine ağlaya ağlaya gömüyor bebeğini. Kimse görmese de hep kalbindeki mezarı ziyaret edecek gizli gizli.Öbür çocuğunu öperken dudakları yanacak . Onu öpmeyi, emzirmeyi, koynunda uyutmayı hayal edecek. Her hayal ettiğinde yine gizli gizli içine içine ağlayacak anne. Sadece anne bilecek bunları , sadece o hissedecek. Dışardakiler kendi içine kapandı derken belki de ben içimdeki mezarın başında ağlıyor olacağım. göğsüm ağrıdığında ona emziremediğim sütlerim ağlıyor diyeceğim. Karnım ağrıyınca onun boşluğu üşüyor diyeceğim.

Boğazıma düğümlenen kelimeleri yazamam. Üstüme çöken karanlığı, ağırlığı anlatacak kadar büyük sözler icat edilmedi henüz. İçimden parça parça şeyler dökülürken bebeğimin parçaları geliyor diye alevlenen kalbimi söyleyebilirim sadece. Annelik yangın yerinde olmak gibiymiş bilirdim de, içine düşen cana annelik yapamamak ne kadar acıymış onu da öğrendim… Hoşçakalın

CANLI SU NEDİR VE NASIL YAPILIR

selamun aleykum sevgili dostlar. Hayat öyle hızlı akıyor ki ona yetişmeye çalışırken esas yapmak istediklerimizden geri kalabiliyoruz. Bu benim için yazı yazmak oluyor malesef. Yeni bir bilgi sahibi olduğumda hemen bunu yazmalıyım diye heveslenip aylar sonra yazabiliyorum. Neyse fazla uzatmadan konuya geçeyim.

Açlık oruçlarını belki çoğunuz duymuşşunuzdur. duyup bilmeyenler için bir sonraki yazıda da onu anlatacağım inşallah. Ancak bunu yapanlarda ve maalesef hepimizde su içmek ile ilgili yanlış bilgiler var.

Hz. Muhammet [s.a.v.] Dünyada da, ahirette de içeceklerin efendisi sudur. buyurmuştur. Vücutta, nemi dengede tutma,sindirim,sindirilen besinlerin emilimi ve hücrelere taşınması, fazlalıkların ve zararlı maddelerin eritilerek dışarı atılması gibi bütün işlemler yegane eritici olan su vasıtasıyla gerçekleşir. Ancak yeryüzündeki içilebilen suların hepsi aynı işleri yapamamaktadır. metabolizmanın sağlıklı çalışması sadece hafif su yani buz yapısındaki su ile mümkündür.

Bilimsel araştırmalar kullanılan suyun ruhsal, bedensel ve zihinsel sağlığı doğrudan etkilediğini ortaya koymuştur. Sıvı dolaşımı durağan hale gelen bir hastanın sağlığına kavuşması için bedenindeki yüzde 70 oranındaki suyun saflaşıp hafiflemesi gerekir.

Buzullardan ve karlardan eriyerek nehirlere karışan sular, özellikle yüksek kaynaklardan aşağıya, taşlar üzerine akan, kesintisiz hareket ederek hafifleyen sular ve yağmur suyu canlı sulardır. Yağmur suyunu yağmur yağmaya başladıktan 15-20 dakika sonra toplamak gerekir.

Kaynak suyuna ulaşma imkanı olmayanlar için en iyisi suyu dondurup eritmektir. Cam veya emaye kaplarla buzlukta dondurulan su eridikten sonra, dibe çöken kalıntılar dökülür. Su, eridikten sonra 10-12 saat canlı kalır. Sonra ağırlaşmaya başlar ve tadı değişir. Ağırlaşmasını önlemek için suya Kur’an-ı Kerim okumak gerekir.

Yoğurt suyu, meyve ve sebze suları hafif, canlı, şifalı sulardır.Kaliteli suyun olmadığı yerde meyve ve sebze yemeli ve suları içilmelidir.

Depolarda uzun süre bekletilerek satılan sular, en ağır sulardandır. Vücut bu suları hafifletmekte çok zorlanır, çok enerji harcar, çabuk yıpranır ve ihtiyarlar. Bu suları canlandırmak için, üzerine okumak veya önce kaynatıp sonra buzlukta dondurmak yada içmeden önce besmele ile 3-7 defa bardaktan bardağa boşaltarak suya hareket kazandırmak gerekir.

Her abdestten sonra birkaç yudum su içmek sünnettir. Sabah, abdest aldıktan sonra içilen birkaç yudum su, bağırsaklardaki kalıntıları ve gazı hareketlendirir ve büyük abdeste kolay çıkmayı sağlar. Kabızlık sorunu olanlar sabah aç karna 1 bardak ılık ya da soğuk su içmelidir. Sağlıklı ve genç kalmak için günde bir iki bardak su içmesi ve soğuk suya alışması gerekir. Soğuk suyun yerini hiçbir şey dolduramaz.

Günlük su ihtiyacı kişinin sağlığına ve yediği yemek miktarına bağlıdır. Vücudun yüzde 70nin su olduğu düşünülürse her 30-40 gr kuru yemeğe karşılık 60-70 gr su içmek gerekir. Meyve sebze suları da su olarak değerlendirilir..

AŞIRI SU İÇMEKTE HAYIR YOKTUR. Çünkü fazla su kalbin kan pompalamasını zorlaştırır ve kalbin rızkının (atışların sayısı) daha erken tükenmesine sebep olur. Hastalar toksinleri eritmek ve çıkartmak için. 1-1,5 litre su(meyve ve sebze suyu ile) içebilir. Fakat iyileşince su miktarını azaltmak gerekir.

Yazı uzun olacak farkındayım ama bu konu önemli olduğu için son bir kaç şey daha yazıp bırakacağım. Aslında bu konu çok daha fazla uzun ve burdan en az 3 yazı çıkar ama insanlar uzun uzun okumayı pek sevmiyor. Bu arada bu bilgiler Aidin Salih hanımefendinin Gerçek tıp kitabından alınmıştır. Eğer gerçekten sağlıklı olmak için hayat tarzınızı değiştirmek istiyorsanız mutlaka bu kitabı başucu kitabı olarak evde bulundurun. Ben burada sadece öğrendiğim bilgileri süzerek insanların en çok ihtiyacı olabileceğini düşündüğüm kısımlarda yazmaya çalışıyorum. Şimdi devam edelim.

Yorgun ve terliyken, banyodan sonra, yemek sırasında, yemek veya meyveden hemen sonra, uyanır uyanmaz ve ayakta su içmek hastalıklara sebep olur. Fıtrata en uygun olan günde iki defa, sabah kalkınca ve yemekten 1,5 -3 saat sonra su içmektir. Sabah içilen su bağırsakların çalışmasına,yemekten 1,5 -3 saat sonra içilen su sindirime yardımcı olur.

Maden suları kanı temizler, yaraları kapatır,ter kokusunu gideriri. ancak günde bir bardaktan fazla maden suyu içilmeyeceği gibi her gün tüketmekte doğru değildir.Belirli maden suları, doktor tavsiyesiyle gerekli miktarda içilir.

Kükürtlü kaplıca suları, dalak ağrısı,dalak şişmesi, karaciğer hastalıkları ,romatizma,felç, alerji,yaralar,eklem ve cilt rahatsızlıklarına şifadır. deniz suyu kükürtlü su kadar etkilidir. Demir ve bakır içeren kaplıca suları,böbrek,dalak ve mide için çok faydalıdır…

Hoşçakalın, Allaha emanet olun…

KARIŞIK YEMENİN ZARARLARI

Merhaba dostlar. Umarim sağlıklı, sıhhatli, huzurlu günler geciriyorsunuzdur. Ben maalesef ağır bir griple boğuştuğum için sürekli dinlenme halindeyim ve bu sırada hastalıklarla ilgili de okumaya devam ediyorum. Hazır fırsatım varken sizinle de paylaşmak istedim. Bugün karışık yemek yemenin zararları hakkında yazmak istiyorum. Bu bilgilerin Aidin salih’in gerçek tıp kitabından alıntı olduğunu belirtmek isterim.simdi gelelim yazıya.

Peygamber efendimiz (s.a.v) balık, yumurta, et ve süt ürünlerini birlikte ((bunun kansızlığa sebep olduğunu biliyorum)) hatta bir hayvanın etini başka hayvanın eti veya yağı ile birlikte yememistir. Mizaca uymayan yada birbirine uygun olmayıp, hazmı için ayrı enzimler gerektiren yemekler birbiriyle karıştığında sindirilemeden çürür. Mesela karbonhidrat ile proteinler, süt ürünleri ile balık, birkaç inekten sagilarak karıştırılan süt, karışık et ((örneğin aynı cinsten iki farklı hayvanın eti, bir hayvanın eti ile bir diğerinin yağı, dana ile tavuk eti veya aklınıza gelebilecek herhangi bir et kombinasyonu)) balık ile et, karışık yağlar ((örneğin koyun ile tavuk yağı, katı yağ ile sıvı yağ)) birbirlerine zıttır. Bunların parcalanabilmesi için ihtiyaç duyulan enzimler birbirine zıttır. Bu zıtlık enzimlerin üretilmesine engel olur ya da üretilen enzimlerin birbirini yok etmesine sebep olur ve yenen yemek sindirilemeden mayalanmaya veya çürümeye başlar. Bu midede saatler süren bir işlemdir ve bağırsaklarda dadevam eder. Yemekten sonra kanda lökositin yükselmesi bu sebepledir.

Çürüme veya mayalanma sonucu oluşan zehirli ve asitli kalıntılar bağırsaklarda yaşayan faydalı mikropları öldürür, sinir uçlarını zehirleyerek bağırsakların hareketini yavaşlatır ve kabızlık ortaya çıkar. Beslenmede ki hatalar devam ettikçe bağırsak duvarları kanalizasyon boruları gibi zehirli, yağlı atıklarla kaplanır , bağırsaklar genişler, cepler oluşur. Ceplerde diskisal taşlar toplanır ve yıllarca orda kalır. Bağırsakların iç zarında yer alan ve görevi zehirli atıkları kana karıştırmadan dışarı atmak olan tüycükleri çürütür. Tüycüklerin çürümesiyle kelleşen bağırsaklarda yaralar oluşur. Böylece bağırsakların iç dokuları, faydalı maddelerin yanı sıra zararlı, toksik maddeleri de kana karıştırır. Zararlı maddeler kılcal damarlardan doku sıvılarına kolayca geçerek hücreye ulaşmaya çalışır. Ancak hücreler, sağlıklı olduğu sürece, zararlı maddeleri içeri almakta direnir. Beslenme hataları devam ettikçe zararlı maddeler hücre duvarına ve hücreyi korumakla görevli mekanizmalara saldırır ve onları zamanla yıpratır. Hücrenin koruma mekanizması bozulunca besinlerle beraber zararlı maddeler de hücre içine geçerek hücrenin fonksiyonunu (( enerji ve gerekli maddelerin üretimi)) bozar.

Şimdilik bu kadar dostlar. Kendi elimizle kendi sağlığımızı bozmaktan vazgecmezsek yine en çok sıkıntıyı biz çekmeye devam edeceğiz. Allah hepimize okuduklarimizdan istifade etmeyi nasip etsin. Allah’a emanet olun…

ÇOCUĞU YENİ KREŞE BAŞLAYAN AİLELERE BİRKAÇ ÖNERİ

Selamlar dostlar. Bu sene hayatımda beklenmedik ve köklü değişiklikler oldu. Oğlum 35 aylık olunca kreşe başlamasına karar verdik ve bir kreşle görüşmeye gittim.  Aklımda yarım gün yada sadece oyun saatlerine göndermek vardı ama Allah razı olsun kreş müdiresi beni bu yanlışımdan döndürdü.  Bu durumun sakıncalarını öyle açık yüreklilikle anlattı ki hemen ikna oldum. Sonra orda bir yardımcıya ihtiyaç olduğunu ve çalışmak isteyip istemediğimi sorunca çok mutlu oldum. Çocuğumun bu ilk ayrılık sürecinde yanında olacağım için iyi hissettim. Okumaya devam et “ÇOCUĞU YENİ KREŞE BAŞLAYAN AİLELERE BİRKAÇ ÖNERİ”

ÇOCUK İSTİSMARLARI VE NEDENLERİ

Bu konu benim için yazması çok zor bir konu. Çocukluğumda yaşamak zorunda kaldıklarım yüzünden ailemden nefret ettiğim ve bu konuda tamamen iyileşemediğim için yazarken bile kötü oluyorum hatırladıklarım yüzünden. Ama yazayım ki başka evlatlar yaşamasın başka çocukların çocukluğu kararmasın. Eğer aile kendini eğitmezse bunların sonu gelmeyecek.

Okumaya devam et “ÇOCUK İSTİSMARLARI VE NEDENLERİ”

DOĞRU BESLENME KURALLARI 2

*FAZLA YEMEK*

Normalden fazla yiyen insanın midesi sindirim için daha çok enzime ihtiyaç duyar.enzim üretmek için çok enerji harcamak gerekir.  Sağlıklı bir insanda mide 200-250 gr yemeğin birinci hazmını, besine ve hazım gücüne bağlı olarak değişmekle beraber, 3-4 saat içinde kolayca gerçekleştirebilir, bu sırada kalpte zorlanmadan çalışır. 2 katı yemek yendiğinde is, sindirim ve fazlalıkların kısmen depolanması, kısmen dışarı atılması için, kalbin 4-6 kat daha fazla çalışması gerekir. Bu işlem sadece kalbi değil, sindirim, depolama ve boşaltımla görevli organları da yıpratır.

Okumaya devam et “DOĞRU BESLENME KURALLARI 2”

DOĞRU BESLENME KURALLARI 1

Merhaba sevgili dostlar… Bu aralar yazdığım şeyler pek kişisel değil. Daha doğrusu bir önceki yazımda bahsettiğim kitaptan alıntı. Kitapta öyle güzel bilgiler var ki mutlaka alıp okuyun derim ama bildiğim kadarıyla insanlar böyle 400-500 sayfalık kitapları alıp okuma konusunda pek isteksiz. Ama bazen internetten bir tıkla açıp sadece işimize yarayacak yeri okumak kolay geliyor. Ben de bu sebepten ötürü benim en çok faydalandığım ve sizinde çok işinize yarayacağını düşündüğüm bölümleri yazmak istiyorum..

Okumaya devam et “DOĞRU BESLENME KURALLARI 1”