BEBEĞİM GİTTİ…

Yaşaması zor olan şeylerin yazması ne kadar kolay olur bilmiyorum.. Ama benim terapim de yazmak galiba. O yüzden yazmalıyım. Kimse okumasa bile ben bir yerlere haykırmalıyım içimdeki acıyı.

Yaklaşık bir ay kadar önce hamile olduğumu öğrendim. İstenen(planlanan) bir hamilelik olması dolayısıyla çok mutlu olduk. Gerçi bir bebeğin istenmemesi durumunu da pek aklım almaz zaten. Sonra beklemeye koyulduk. Yeterince büyüyüp kalp atışını duymak için uygun zamanın gelmesini bekledik. Ta ki bir kaç gün öncesine kadar. Bazı olmaması gereken belirtiler görünce doktora gittik ve maalesef o kalp atışını hiç duyamayacağımızı öğrendik.

Doktor bize kalbinin durduğunu ve düşük yaptığımı söyledi. Muhtemelen 7. haftada kalbinin durduğunu öğrendik ertesi gün gittiğimiz doktordan. Ben 8. haftayı geçmiştim ve bebeğin gelişimine göre bir hafta kadar olmuş dedi. Sonra beklememiz için bizi eve gönderdi. Hala bekliyorum. Bu yazıyı yazarken kalbi duran bir bebeğim var hala karnımda. (delirmek için güzel sebep). Eğer 3 gün içinde kendiliğinden gitmezse kürtaj yapılarak alınacak. … Buraya kadar fiziksel olaylar. peki ya ruhum….

İçimde bir ruh vardı. Benim bedenimde nefes alan. sadece benim hissettiğim ve o ruh gitti ya sanki benimde ruhumdan bir parça götürdü. Bu öyle bir parça ki acısını tarif edemem. Buna acı bile denemez belki de, daha farklı bir adı olmalı ama ben bilmiyorum..

Eskiden böyle birşey duyduğumda onu teselli ettiğimi sanırdım. Oysa öğrendim ki böyle bir durumda başkalarının daha büyük olduğunu düşündüğünüz acılarını anlatmak hiç bir işe yaramıyormuş. Gerçi ne işe yarıyor onu da bilmiyorum. Belki de hiçbirşey yok bu acıyı azaltan.

Anne kendi kalbinde kazdığı mezarlığa içine ağlaya ağlaya gömüyor bebeğini. Kimse görmese de hep kalbindeki mezarı ziyaret edecek gizli gizli.Öbür çocuğunu öperken dudakları yanacak . Onu öpmeyi, emzirmeyi, koynunda uyutmayı hayal edecek. Her hayal ettiğinde yine gizli gizli içine içine ağlayacak anne. Sadece anne bilecek bunları , sadece o hissedecek. Dışardakiler kendi içine kapandı derken belki de ben içimdeki mezarın başında ağlıyor olacağım. göğsüm ağrıdığında ona emziremediğim sütlerim ağlıyor diyeceğim. Karnım ağrıyınca onun boşluğu üşüyor diyeceğim.

Boğazıma düğümlenen kelimeleri yazamam. Üstüme çöken karanlığı, ağırlığı anlatacak kadar büyük sözler icat edilmedi henüz. İçimden parça parça şeyler dökülürken bebeğimin parçaları geliyor diye alevlenen kalbimi söyleyebilirim sadece. Annelik yangın yerinde olmak gibiymiş bilirdim de, içine düşen cana annelik yapamamak ne kadar acıymış onu da öğrendim… Hoşçakalın

CANLI SU NEDİR VE NASIL YAPILIR

selamun aleykum sevgili dostlar. Hayat öyle hızlı akıyor ki ona yetişmeye çalışırken esas yapmak istediklerimizden geri kalabiliyoruz. Bu benim için yazı yazmak oluyor malesef. Yeni bir bilgi sahibi olduğumda hemen bunu yazmalıyım diye heveslenip aylar sonra yazabiliyorum. Neyse fazla uzatmadan konuya geçeyim.

Açlık oruçlarını belki çoğunuz duymuşşunuzdur. duyup bilmeyenler için bir sonraki yazıda da onu anlatacağım inşallah. Ancak bunu yapanlarda ve maalesef hepimizde su içmek ile ilgili yanlış bilgiler var.

Hz. Muhammet [s.a.v.] Dünyada da, ahirette de içeceklerin efendisi sudur. buyurmuştur. Vücutta, nemi dengede tutma,sindirim,sindirilen besinlerin emilimi ve hücrelere taşınması, fazlalıkların ve zararlı maddelerin eritilerek dışarı atılması gibi bütün işlemler yegane eritici olan su vasıtasıyla gerçekleşir. Ancak yeryüzündeki içilebilen suların hepsi aynı işleri yapamamaktadır. metabolizmanın sağlıklı çalışması sadece hafif su yani buz yapısındaki su ile mümkündür.

Bilimsel araştırmalar kullanılan suyun ruhsal, bedensel ve zihinsel sağlığı doğrudan etkilediğini ortaya koymuştur. Sıvı dolaşımı durağan hale gelen bir hastanın sağlığına kavuşması için bedenindeki yüzde 70 oranındaki suyun saflaşıp hafiflemesi gerekir.

Buzullardan ve karlardan eriyerek nehirlere karışan sular, özellikle yüksek kaynaklardan aşağıya, taşlar üzerine akan, kesintisiz hareket ederek hafifleyen sular ve yağmur suyu canlı sulardır. Yağmur suyunu yağmur yağmaya başladıktan 15-20 dakika sonra toplamak gerekir.

Kaynak suyuna ulaşma imkanı olmayanlar için en iyisi suyu dondurup eritmektir. Cam veya emaye kaplarla buzlukta dondurulan su eridikten sonra, dibe çöken kalıntılar dökülür. Su, eridikten sonra 10-12 saat canlı kalır. Sonra ağırlaşmaya başlar ve tadı değişir. Ağırlaşmasını önlemek için suya Kur’an-ı Kerim okumak gerekir.

Yoğurt suyu, meyve ve sebze suları hafif, canlı, şifalı sulardır.Kaliteli suyun olmadığı yerde meyve ve sebze yemeli ve suları içilmelidir.

Depolarda uzun süre bekletilerek satılan sular, en ağır sulardandır. Vücut bu suları hafifletmekte çok zorlanır, çok enerji harcar, çabuk yıpranır ve ihtiyarlar. Bu suları canlandırmak için, üzerine okumak veya önce kaynatıp sonra buzlukta dondurmak yada içmeden önce besmele ile 3-7 defa bardaktan bardağa boşaltarak suya hareket kazandırmak gerekir.

Her abdestten sonra birkaç yudum su içmek sünnettir. Sabah, abdest aldıktan sonra içilen birkaç yudum su, bağırsaklardaki kalıntıları ve gazı hareketlendirir ve büyük abdeste kolay çıkmayı sağlar. Kabızlık sorunu olanlar sabah aç karna 1 bardak ılık ya da soğuk su içmelidir. Sağlıklı ve genç kalmak için günde bir iki bardak su içmesi ve soğuk suya alışması gerekir. Soğuk suyun yerini hiçbir şey dolduramaz.

Günlük su ihtiyacı kişinin sağlığına ve yediği yemek miktarına bağlıdır. Vücudun yüzde 70nin su olduğu düşünülürse her 30-40 gr kuru yemeğe karşılık 60-70 gr su içmek gerekir. Meyve sebze suları da su olarak değerlendirilir..

AŞIRI SU İÇMEKTE HAYIR YOKTUR. Çünkü fazla su kalbin kan pompalamasını zorlaştırır ve kalbin rızkının (atışların sayısı) daha erken tükenmesine sebep olur. Hastalar toksinleri eritmek ve çıkartmak için. 1-1,5 litre su(meyve ve sebze suyu ile) içebilir. Fakat iyileşince su miktarını azaltmak gerekir.

Yazı uzun olacak farkındayım ama bu konu önemli olduğu için son bir kaç şey daha yazıp bırakacağım. Aslında bu konu çok daha fazla uzun ve burdan en az 3 yazı çıkar ama insanlar uzun uzun okumayı pek sevmiyor. Bu arada bu bilgiler Aidin Salih hanımefendinin Gerçek tıp kitabından alınmıştır. Eğer gerçekten sağlıklı olmak için hayat tarzınızı değiştirmek istiyorsanız mutlaka bu kitabı başucu kitabı olarak evde bulundurun. Ben burada sadece öğrendiğim bilgileri süzerek insanların en çok ihtiyacı olabileceğini düşündüğüm kısımlarda yazmaya çalışıyorum. Şimdi devam edelim.

Yorgun ve terliyken, banyodan sonra, yemek sırasında, yemek veya meyveden hemen sonra, uyanır uyanmaz ve ayakta su içmek hastalıklara sebep olur. Fıtrata en uygun olan günde iki defa, sabah kalkınca ve yemekten 1,5 -3 saat sonra su içmektir. Sabah içilen su bağırsakların çalışmasına,yemekten 1,5 -3 saat sonra içilen su sindirime yardımcı olur.

Maden suları kanı temizler, yaraları kapatır,ter kokusunu gideriri. ancak günde bir bardaktan fazla maden suyu içilmeyeceği gibi her gün tüketmekte doğru değildir.Belirli maden suları, doktor tavsiyesiyle gerekli miktarda içilir.

Kükürtlü kaplıca suları, dalak ağrısı,dalak şişmesi, karaciğer hastalıkları ,romatizma,felç, alerji,yaralar,eklem ve cilt rahatsızlıklarına şifadır. deniz suyu kükürtlü su kadar etkilidir. Demir ve bakır içeren kaplıca suları,böbrek,dalak ve mide için çok faydalıdır…

Hoşçakalın, Allaha emanet olun…

KARIŞIK YEMENİN ZARARLARI

Merhaba dostlar. Umarim sağlıklı, sıhhatli, huzurlu günler geciriyorsunuzdur. Ben maalesef ağır bir griple boğuştuğum için sürekli dinlenme halindeyim ve bu sırada hastalıklarla ilgili de okumaya devam ediyorum. Hazır fırsatım varken sizinle de paylaşmak istedim. Bugün karışık yemek yemenin zararları hakkında yazmak istiyorum. Bu bilgilerin Aidin salih’in gerçek tıp kitabından alıntı olduğunu belirtmek isterim.simdi gelelim yazıya.

Peygamber efendimiz (s.a.v) balık, yumurta, et ve süt ürünlerini birlikte ((bunun kansızlığa sebep olduğunu biliyorum)) hatta bir hayvanın etini başka hayvanın eti veya yağı ile birlikte yememistir. Mizaca uymayan yada birbirine uygun olmayıp, hazmı için ayrı enzimler gerektiren yemekler birbiriyle karıştığında sindirilemeden çürür. Mesela karbonhidrat ile proteinler, süt ürünleri ile balık, birkaç inekten sagilarak karıştırılan süt, karışık et ((örneğin aynı cinsten iki farklı hayvanın eti, bir hayvanın eti ile bir diğerinin yağı, dana ile tavuk eti veya aklınıza gelebilecek herhangi bir et kombinasyonu)) balık ile et, karışık yağlar ((örneğin koyun ile tavuk yağı, katı yağ ile sıvı yağ)) birbirlerine zıttır. Bunların parcalanabilmesi için ihtiyaç duyulan enzimler birbirine zıttır. Bu zıtlık enzimlerin üretilmesine engel olur ya da üretilen enzimlerin birbirini yok etmesine sebep olur ve yenen yemek sindirilemeden mayalanmaya veya çürümeye başlar. Bu midede saatler süren bir işlemdir ve bağırsaklarda dadevam eder. Yemekten sonra kanda lökositin yükselmesi bu sebepledir.

Çürüme veya mayalanma sonucu oluşan zehirli ve asitli kalıntılar bağırsaklarda yaşayan faydalı mikropları öldürür, sinir uçlarını zehirleyerek bağırsakların hareketini yavaşlatır ve kabızlık ortaya çıkar. Beslenmede ki hatalar devam ettikçe bağırsak duvarları kanalizasyon boruları gibi zehirli, yağlı atıklarla kaplanır , bağırsaklar genişler, cepler oluşur. Ceplerde diskisal taşlar toplanır ve yıllarca orda kalır. Bağırsakların iç zarında yer alan ve görevi zehirli atıkları kana karıştırmadan dışarı atmak olan tüycükleri çürütür. Tüycüklerin çürümesiyle kelleşen bağırsaklarda yaralar oluşur. Böylece bağırsakların iç dokuları, faydalı maddelerin yanı sıra zararlı, toksik maddeleri de kana karıştırır. Zararlı maddeler kılcal damarlardan doku sıvılarına kolayca geçerek hücreye ulaşmaya çalışır. Ancak hücreler, sağlıklı olduğu sürece, zararlı maddeleri içeri almakta direnir. Beslenme hataları devam ettikçe zararlı maddeler hücre duvarına ve hücreyi korumakla görevli mekanizmalara saldırır ve onları zamanla yıpratır. Hücrenin koruma mekanizması bozulunca besinlerle beraber zararlı maddeler de hücre içine geçerek hücrenin fonksiyonunu (( enerji ve gerekli maddelerin üretimi)) bozar.

Şimdilik bu kadar dostlar. Kendi elimizle kendi sağlığımızı bozmaktan vazgecmezsek yine en çok sıkıntıyı biz çekmeye devam edeceğiz. Allah hepimize okuduklarimizdan istifade etmeyi nasip etsin. Allah’a emanet olun…

ÇOCUĞU YENİ KREŞE BAŞLAYAN AİLELERE BİRKAÇ ÖNERİ

Selamlar dostlar. Bu sene hayatımda beklenmedik ve köklü değişiklikler oldu. Oğlum 35 aylık olunca kreşe başlamasına karar verdik ve bir kreşle görüşmeye gittim.  Aklımda yarım gün yada sadece oyun saatlerine göndermek vardı ama Allah razı olsun kreş müdiresi beni bu yanlışımdan döndürdü.  Bu durumun sakıncalarını öyle açık yüreklilikle anlattı ki hemen ikna oldum. Sonra orda bir yardımcıya ihtiyaç olduğunu ve çalışmak isteyip istemediğimi sorunca çok mutlu oldum. Çocuğumun bu ilk ayrılık sürecinde yanında olacağım için iyi hissettim. Okumaya devam et “ÇOCUĞU YENİ KREŞE BAŞLAYAN AİLELERE BİRKAÇ ÖNERİ”

ÇOCUK İSTİSMARLARI VE NEDENLERİ

Bu konu benim için yazması çok zor bir konu. Çocukluğumda yaşamak zorunda kaldıklarım yüzünden ailemden nefret ettiğim ve bu konuda tamamen iyileşemediğim için yazarken bile kötü oluyorum hatırladıklarım yüzünden. Ama yazayım ki başka evlatlar yaşamasın başka çocukların çocukluğu kararmasın. Eğer aile kendini eğitmezse bunların sonu gelmeyecek.

Okumaya devam et “ÇOCUK İSTİSMARLARI VE NEDENLERİ”

DOĞRU BESLENME KURALLARI 2

*FAZLA YEMEK*

Normalden fazla yiyen insanın midesi sindirim için daha çok enzime ihtiyaç duyar.enzim üretmek için çok enerji harcamak gerekir.  Sağlıklı bir insanda mide 200-250 gr yemeğin birinci hazmını, besine ve hazım gücüne bağlı olarak değişmekle beraber, 3-4 saat içinde kolayca gerçekleştirebilir, bu sırada kalpte zorlanmadan çalışır. 2 katı yemek yendiğinde is, sindirim ve fazlalıkların kısmen depolanması, kısmen dışarı atılması için, kalbin 4-6 kat daha fazla çalışması gerekir. Bu işlem sadece kalbi değil, sindirim, depolama ve boşaltımla görevli organları da yıpratır.

Okumaya devam et “DOĞRU BESLENME KURALLARI 2”

DOĞRU BESLENME KURALLARI 1

Merhaba sevgili dostlar… Bu aralar yazdığım şeyler pek kişisel değil. Daha doğrusu bir önceki yazımda bahsettiğim kitaptan alıntı. Kitapta öyle güzel bilgiler var ki mutlaka alıp okuyun derim ama bildiğim kadarıyla insanlar böyle 400-500 sayfalık kitapları alıp okuma konusunda pek isteksiz. Ama bazen internetten bir tıkla açıp sadece işimize yarayacak yeri okumak kolay geliyor. Ben de bu sebepten ötürü benim en çok faydalandığım ve sizinde çok işinize yarayacağını düşündüğüm bölümleri yazmak istiyorum..

Okumaya devam et “DOĞRU BESLENME KURALLARI 1”

AİDİN SALİH- GERÇEK TIP

Kocaman harflerle başlığa adını yazdığım kadın benim sağlık ve sağlık sistemleri ile ilgili bütün fikirlerimi değiştirip, gerçek bir Müslümanın şifayı araması gerektiği doğru kaynağı tüm akılcılığıyla anlattığı için hayatımı ve sağlığımı olumlu yönde müthiş bir değişime uğrattığı için minnettar olduğum kadındır..

Ben bu hayatta başımıza gelen her güzel şeyin dualarımız sayesinde olduğuna kalben inanıyorum. Bu kitabın karşıma çıkması da dualarımın kabul olması gibi bir şey benim için. Size nasıl tanıştığımı ve beni nasıl değiştirdiğini anlatmak istiyorum..

Okumaya devam et “AİDİN SALİH- GERÇEK TIP”

UYAN EY GÖZLERİM GAFLETTEN UYAN

30 yaşına bastım bu gece. Bana biçilen kısacık hayattan otuz yılım gitmiş..  Kaçınılmaz sona doğru koşar adım giderken zamanı yavaşlatmaya güç yetmez biliyorum. Yorgun bedenim artık daha yorgun, kafam artık daha dolu, ancak ruhum bomboş…

Koşulsuz şartsız ALLAH sevgisiyle dolmayı istiyor gönlüm. Bu dünya nimetlerine kanıp ölümü unutmamak istiyor. Yaptığım ibadetleri şuurlu yapmak istiyor. Koşa koşa gittiğimiz sona hazır olmak istiyor…Bir sabah namazına uyanamadığı için UYAN EY GÖZLERİM GAFLETTEN UYAN şiirini yazan Sultanın pişmanlığını duymuyorsam bir vakit namaz geçirdiğimde nasıl inanırım ki bu beden toprak olduğunda huzurla dolacak…

Yolun yarısı 35 demişler bazıları, belki de yolun yarısını bile görmek mümkün olmayacakken bu kadar dünya hırsına kapılmış olmak korkutuyor beni. Kendi vicdanıma hesap veremezken nasıl veririm bu dünyanın hesabını RABBİME.

Düşünmekten kaçmaya çalıştığımız ve belki birilerinin sırf insanlar düşünmesin diye uydurduğu fazla düşünme kafayı yersin cümlesi yüzünden hiç aklımıza getirmemeye çalıştığımız AHİRET HAYATI ne kadar da yakın görünüyor şimdi…Cevabını duymaktan korktuğumuz soruları sormuyoruz. İşimize gelmiyorsa hayır olan şer görünür oldu bize..

Kimseyi eleştirecek yüzüm yok. Kendime söyleyecek binlerce sözüm var oysa ki. İyi bir kul olabildim mi diye kaç kere düşündün ey nefsim. Dert denizinde yüzerken kaç kere vardır bunda da bir hayır diyebildim, Kac kere koşulsuz şartsız inanarak, herşeyden arınarak gittim huzura.. Ey nefsim… Hergün daha dün benim gibi nefes alırken şimdi toprak olanları görüp ders almak nasip olur mu bize.

Eskiden daha az ibadet ederdim ama ederken yürekten ederdim. Dua edince ulaştığını hissederek ederdim. Büyüdüm diye mi bu kadar kirlendi ruhum, Rabbim dualarımdan fazlasını nasip etti diye mi bu pervasızlık… Herşeyi verenin alacağı zaman gelmeden UYAN EY GÖZLERİM GAFLETTEN UYAN….